11 Ekim 2007 Perşembe

Metehan 12 yaşında...


Vakvak ayaklı küçük eşşek kocaman adam oldu bile. Doğum gününde artık oyuncak alınmayacak yaşta. Ben de çılgın halalık görevimde 12 yılımı doldurmuşum.Kolay değil Metehan'ın çılgın halası olmak. Gözlerini aça aça ala ya sen büyük müsün yoksa çocuk mu diye sorduğunda daha 5 -6 yaşlarındaydı.
Hala hangisi olduğumu kavradığını sanmıyorum.
Canım kuşum !!!
Mutlu yıllar, İyi doğdun, iyi ki varsın. Hala yiğen çılgınlıklarımız bu yıl da devam edecek!! Hatta Avrupa'ya açılacağız seninle, hortum ailesi Avrupa'da ne dersin??? Doğum günün kutlu olsun. Sen olmasaydın hayatımız pek sessiz olurdu valla :):):) Akşama Cafe Shop'ta görüşmek üzere...

10 Ekim 2007 Çarşamba

Bugünler de Geçecek !!

Bir kaç gündür dondum duruyorum. Televizyona ve gazetelere bakıyorum. Boğazım düğümleniyor. Söylenecek hiç bir şey bulamıyorum. 15 Mehmetçik şehit... İlk değiller ama dilerim son olurlar. Hepsi 20'li yaşlarda... Bu kan dökümüne nasıl dur denecek? Bu ne zaman bitecek?

Küçüklüğümden beri ülkem için zor günler olduğunu duydum, okudum, seyrettim ama şimdiye kadar karanlığı içimde bu kadar fazla hiç hissetmedim. Bize neler oluyor? Türkiye'ye neler oluyor.Kişisel çıkarların değil ülke çıkarlarının ön planda tutulduğu günler görmek istiyorum.

Sürekli düşünüyorum. Ne yapılması lazım, kimin yapması lazım, benim birey olarak ne yapmam lazım...Soru işaretleri kafamda büyüyor, kocaman oluyor. Tartışıyorum çevremdekilerle (en çok da burada light yazılar yazdığım için beni eleştirenlerle :)), gazetelerde olmayan umut dolu pırıl pırıl haberler duyuyorum. Türk Milleti olarak en karanlıktan aydınlığa her pahasına çıkacak güçte olduğumuzu biliyorum. Türkiye için daha güzel günlerin heyecanını içimde hissediyorum.
Aklıma İstanbul'un işgal dönemi evlere asılan "bu da geçer ya hu" posterleri geliyor. Bu da geçecek diyorum, nasıl bilmiyorum ama ben ülkeme inanıyorum.

ps: Dün Emin Çölaşan'ın kitabını okudum. Başına gelenlere hiç şaşırmadım. Bu kadar olmaz demedim. Abartıyordur bile diyemedim. Ne kötü, keşke şaşırabilseydim. Kitaptaki deyimle "Azgın azınlık" olmadım ama sessiz takipcisi oldum bugüne kadar Çölaşan'ın. Kalemini kimseye eğmediği için bugün onu ayakta alkışlayan okuyucu kitlesi var. Kitabı okuduktan sonra gazete okurken düşünceleriniz çok farklı olacak özellikle de Hürriyet okurken...

8 Ekim 2007 Pazartesi

Süprizzzz

Fuarda topladığım kart vizitleri yığmış yerleştirirken içeriye beni arayan iki öğrenci girdi. Unuttuğum bir randevu mu diye
düşünürken bugüne kadar neler yaptınız Türkiye’de sorusuna blog yazıyoruz biz dediler. Aslı ve Şebnem sürpriz yapıp bana gelmişler. Hep baskın yapacaklarını söylüyorlardı ama bugün hiç beklemiyordum. Çoook sevindim.

Şebnem eski bayramların tebrik kartı alışkanlığını yeniden canlandırdı. Bana harika bir kart yazmışlar. Bir de Uğurböceği yanar döner bir çakmak hediye getirmişler. Süper tatlılar. Ben sigara içmesem de Vedat bu işe çok sevinecek. Ofiste çakmağımla geziyorum, sigara içen olursa bana haber versin diye. Sanırım bu atraksiyona daha fazla dayanamadılar tuvalette benden gizli sigara içmeye başladılar.

5 dakika içinde benim şokuma rağmen bir çok şey konuştuk. Ben gözlerimi kocaman açmış suratlarına bakıyordum çünkü. Atlar, at yarışları, çalışmamak, Ebrucuk … İkisi de fıstık gibiler tam beklediğim gibi. Bu bloglarda tanıştığım herkes içini dışını bir yazıyor ki karşılaştığım zaman hiç şaşırmıyorum.

Onlar gittikten sonra ofistekilerin meraklı sorularıyla baş başa kaldım. Blog yazdığımı bildikleri için anlattım ve herkes ne tatlı kızlar dedi. Aslı ve Şebnem çoook teşekkür ederim. Beni çok mutlu ettiniz. Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle çalışıyorum bugün. Birgün ayarlayalım en kısa zamanda buluşalım.
İyi ki blogcu olmuşum buna hergün biraz daha seviniyorum…

7 Ekim 2007 Pazar

Facebook, blogcu olma ve Nurdanla buluşma

Facebook'u bilmeyen kalmadı. Başlarda ben pek anlamadım.Birisi beni ısıracak falan diye korkttum. Çirkin vampir olmak istemedeim falan. Sonra milletin ilkokul arkadaşlarını bulduğunu duyunca bir araştırma yaptım ve ilk okul resimlerimle karşılaştım. Nasıl şaşırdım anlatamam. 21 sene olmuş okul biteli. Ne kadar çok. Ben büyümek istemiyorum ama...
Cumartesi günü önce fuardaydım. Yine CD isteyen bir adam geldi. Bİr de masadaki şekerleri avuç avuç cebine doldururken dik dik baktığım ama hiç aldırmayan bir diğeri.
Fuardan sonra Nurdan'la buluşmaya Taksim'e gittim. Ben kendi köyümde yani Erenköy'de yaşaya yaşaya Cumartesileri İstiklal Caddesi neye benzer unutmuşum. İnsan kalabalığını üzeirme doğru gelir görünce az kaldı koşarak kaçıyordum. Neyseki sakin sessiz bir kafe bulup oturduk. Nurdan'la harika vakit geçirdik. Kahve içmeye gittiğimiz Gezi Pastanesinde bienal kapsamında açık sinema gösterimi nedeniyle silah seslerine, vahşi hayvan çığlıklarına rağmen sohbet etmekte israr ettik. Nalan'ı andık bol bol.
Nalan'ın yazdığı gibi bu blog işi çok garip.Hiç tanımadığın insanları düşünürken buluyorsun kendini birden. Mesela her demli çayda Nalan'ı, her beyoğlu lafında Lale'yi, Perşembe pazarına her gidişimde boks yapan kadınları düşünüp gülerken Ebru'yu, back up'la ilgili bir konu olduğunda Nurdan'ı (Nurdan kesinlikle yazmalısın back up hikayelerini :)), Desenli çoraplar görünce Şebnem'i, at yarışı ve kocaman şapkalar denince Aslı'yı hatırlıyorum. Ayy daha da var hatırladıklarım tabii. Bloglardan güzel dostlar edindikçe iyi ki blog yazıyorum diye seviniyorum.
Çok oradan buradan bir yazı oldu bu. Kafam bir dünya yine çünkü. Bayramda 3 gün beyin detoksu yapacağım . 4 gün kaldı...İyi haftalar...

5 Ekim 2007 Cuma

Cuma Notları

Küçücük aftı bu kadar büyüttüğüm için herkesin dalga konusuyum.Tüm aft ilaçlarını kullanyorum. Mavi ilaç piyasadan kaldırılmış bir onu alamadım. Acısı biraz geçti. Bir ilaç var onu sürünce Ebrucuk'un deyimiyle gözlerim pörtlüyor.
Bugün annem bilgisayar kursuna başladı bir heyecanla. İlk günden bayağı birşeyler öğrenmişler. Bizle olmadı tabii bilgisyar öğretme işi. Kadının kafasını allak bullak ettik. Neyse pek yakında internete açılır, buralara kadar ulaşır.Şimdilik açsana şu sayfanı okuyayım şu konu hakkında yazmışsın öyle söylediler diyor. Sessiz sedasız beni okuyanlar arada bir ses verin. Mesela Kaan okuyorsun biliyorum arada yorum yaz bari :):) Abi sende ağzımdaki aftı buradan öğrendiğine içerleme benim hayatım burası oldu bile :):)
Yarın tüm gün fuarda olacağım. Eskiden fuarlar yararlı olurdu ama internet çıkalı fuardaki ilgili öğrenci sayısı azaldı. En azından bizim sektör için. Bir kısımda fuarlara hediyelik toplamaya geliyor. Bir keresinde bir adam CD vermedik diye kızmıştı. Bir kere de benim kalemimi almışlardı hediye sanıp.En koptuğum olay ise karşımda İngilizce konuşan çocuğa ben Türküm Türkçe konuş dediğimde abla ingilizce pratik yapmaya geldim ben okullarla ilgilenmiyorum demesiydi.
Bu aralar herşey çok yoğun ve hızlı. Biraz yavaşlamak istiyorum. Bayramı 4 gözle bekliyorum...

4 Ekim 2007 Perşembe

İyi ki doğdun Nalan

Nalan burada olsaydın sana doğum günü şarkısı söylerdim. İyi ki yoksun çünkü benim sesim berbattır. Nice mutlu yıllara. Hep iyi hatırlayacağın hatta torunlarına anlatacağın bir yıl olsun !! Doğum günü planlarını merakla bekliyorum!
İşte Nalan'ın sobesi en yakınımdaki değil de en sevdiğim kitabın 187. sayfasının ilk cümlesini yazıyorum.Buket Uzuner 2 Yeşil Su Samuru anneleri babaları ve diğerleri. Bu kitabı okumadıysanız mutlaka okumanızı öneririm. Farklı yaşlarda farklı tatlar aldığım bir kitap...
"Ben Hakan'ı rahatsız edecek denli gamsız ve geniş bir insan diye, o da beni gereksiz yere sorun yaratan ve hüzünlenmeyi seven birisi olarak sessizce suçluyorduk"
Ben de bu sobeyi yapmayan kaldıysa sobeliyorum.Sırada Çocuklaçocuk'un sobesi var. Unutmadım yapacağım.
Bugünlerde pek mızmızım sebebi de ağzımın içindeki aft. Uyku uyutmuyor, yemek yedirmiyor ve müthiş acıyor. Bu aft sayesinde ne kadar güler yüzlü olduğumu keşfettim. Çünkü her gülümsediğimde acıyla irkiliyorum. Ortaya garip bir surat ifadesi çıkıyor gülerek acı çeken. Herkes moralin bozuk mu diye soruyor. Yok ağzımda aft var diyince bir garip bakıyorlar. Ama cidden çok canım yanıyor.
Önce baş ağrısı sonra aftlar kendime hiç bakmıyorum diye düşünüp bugün vitamin kürü aldım kendime. Bir de eczanedeki bütün aft ilaçlarını .Bunlar bana ne anlatmak istiyor hala düşünüyorum.Hayatımı biraz oluruna bırakmak, öylece suyun akışını seyretmek istiyorum. Bunu hiç yapabilecek miyim bilmiyorum ama deniyorum.

2 Ekim 2007 Salı

Zeya 2 yaşında

2 yıl önce 30 yaşıma girmeme 3 ay kala bir akşam evde internet dünyasına dalmışken bloglara rastladım. Ne olduğunu anlamadan kendime Zeya blogunu açtım. Amacım doğum günüme kadar her gün hiç yapmadığım bir şeyi yapıp buraya yazmaktı. Okuyucu olarak sadece kendimi ayarlamıştım. Bir kaç gün ilk defa kırmızı oje sürdüm, saçıma postişimsi bişey taktım, kendime çiçek gönderdim derken yapacak bişey bulamadım. Sonra diğerlerinin bloglarıyla karşılaştım. Neden ben de yazmayayım dedim. İlk yazılarımı sildim ve yazmaya başladım.En büyük korkum diğerlerinin benim içimde olan biteni öğrenmesiyken 2 yılda çok açıldım. Sanki evde defterime yazıyormuşum gibi hayatımı paylaşmaya başladım burada. Hiç tanımadığım insanlar da okudu, tanıdıklarım da,ailem de, az da olsa sevgilim de . (bu bir sitemdir) ve Zeya blogum 2 yaşına girdi.
Yazmaya olan ilgim başka dünyaları tanımayla karıştı ve bloglar hayatımın büyük bir kısmını almaya başladı. 2 sene önce bana böyle birşey deselerdi kesinlikle dalga geçerdim.
Burada harika insanlar tanıdım, hiç yüzünü görmediğim, görünce 40 yıldır tanıyormuş hissettiğim dostlar edindim. Burasının büyülü olduğunu gördüm.
Daha çok şey paylaşacağız bundan eminim. İyi ki blogcu olmuşum ben...
Zeya 1 yaşında ne yazmış?
Zeya kendini anlat sobesinde ne anlatmış?


ps: Nalan sobe ödevini yapacağım pek yakında