14 Temmuz 2008 Pazartesi

Okunmuş Kitaplar

Uzun zamandır okuduklarımı yazmadım. Mutlaka atladıklarım var ama aklıma geldiği kadarı ile okunmuşlar listem...

13
Zeynep Tunuslu

İçinde kadın olan öyküler. Öykü okumayı sevmememe rağmen hoşuma gitti bu kitap. bu kadının aykırılığını hep sevdim zaten ben.


Alışverişe Aşk Molası
Neslihan Özyükseler

İlk kitabı alışverişe kahve molasını sanki bir arkadaşımla kahve üstünden dedikodu yaparmış gibi okumuştum. bu da öyle. Tam tatilde deniz kenarı kitabı yada akşam işten gelip kafa boşaltma. Sanki hepimizi anlatır gibi. en azından bazen beni :)


İkinci Şans
Jane Green

Bir tatil kitabı daha. Bu aralar anca bunları okuyabiliyorum. Daha ciddi kitaplar başucumda kulede.Beynim almıyor onları. Okul yıllarından beri birbirini görmemiş bir grup insan bir arkadaşlarının ölümüyle bir araya geliyorlar. Keyifli okunuyor.

Inovasyonla Başarıyı yakalayan Türkler
Şafak Altun

Başarı hikayeleri okumayı severseniz bu kitabı mutlaka okuyun. Özellikle Marka yönetiminde inovasyonla ilgili iseniz. Pazarlamanın gücünü anlatan hikayeler...

Leylak Zamanı
Maeve Binchy

Bu yazarın kitapları dedikodu tadındadır. İrlanda kültürünü publara gitmelerini, aile ve mahalle yaşamını çok güzel anlatır. O kitaplardan biri daha. Leylak renkli bir minübüsle her hafta sonu eve dönenlerin birbirinin içine geçmiş hikayeleri.

Yatakta İyi
Jennifer Wenner

Kitabın isminden dolayı yanımda taşıyamadım :) Bu yüzden biraz geç bitirdim. Eski sevgilisi bir köşe yazarı olursa köşesinin ismi Yatakta iyi ise ve ilk yazı kilo sorunu olan Cannie'yi anlatan iri bir kadını sevmek ise ????.

Yaşam Koçluğu
Talane Miedaner

Bu kitabı elimden düşürmiyorum. Kimbilir kaçıncı okuyuşum.İçindeki alıştırmaları seviyorum. Talane'nin harika fikirler verdiği bir blogu var. http://www.lifecoach.com/free/index.htm

Una coppia come tante
Isabelle Miniere

Bir çiftin birbirinden kopma hikayesi. Aslında hiç sorunları yok gibiydi..

Il giorno in Piu
Fabio Volo

Giacomo hergün işe giderken tramwayda gördüğü kızla bir türlü konuşamaz. Kızın onu kahve içmeye davet ettiği gün ülkeden ayrılacağını öğrenir. Newyorka bir kaç haftalığına onu ziyarete gittiğinde bir oyun oynarlar. Sevgili gibi olma, sonra evli gibi olma hatta kendilerince düğün bile yaparlar. Sonra hikaye gelişir. Sonunu anlatmayacağım çünkü belki Türkçye çevrilir. Bu aralar okuduğum yabancı kitapların Türkçeye çevrildiğini görüyorum çünkü...


Ne Adem Ne Havva
Amelie Nothomb

Japonya'da bir Amerikalı kadın ve ingilizce öğrenmek isteyen kendi kültürünen nefret eden bir Japon'un hikayesi.Bu yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum.

13 Temmuz 2008 Pazar

Bol gezmeli hafta sonu

Bu hafta hafta sonu cuma akşamından başladı. akşam bahçede abimin doğum gününü kutladık hep beraber. Garip bir yorgunluk vardı üzerimde ertesi gün hiç işe gidesim olmayınca Deniz ve Melisle bir kahvaltı programı yaptık.
Sabah 10'da yola çıkıp bebek kahvesinde kahvaltı ettik. Sahilde yürüyüş yapıp bence İstanbul'un en güzel manzaralı starbuck'sı olan bebek starbucks'ta kahve içtik.
Sonra kendimizi Eminönünde bulduk. Marputçular han, şark han gezdik durduk. İlk başta erken saat nedeniyle pek boştu ama sonra insan seli sıcakla birleşince koşarak kaçtık ve kendimizi kanyon'a attık. Aynı gün içinde sıcaktan çıldırma ve soğuktan donma nasıl yaşanır gördük. artık çok sıcak diye şikayet edince kanyon'a gideceğim. Garson'dan istediğimiz şallara sarılıp titreye titreye yemek yedik. Akşam kocaman bir İstanbul turunun yorgunluğu ile eve geldik. Neredeyse 12 saat gezmişiz.
Pazar günü bunca gezmeden sonra evden çıkasım yoktu. Gazete kitap televizyon eşliğinde koltuk üzerinde mesaimizi doldurduk Vedat'la. Tadilat planları yaptık birazcık. Hala plan devresindeyiz. Neyseki zevklerimiz uyum içinde hızla ilerliyoruz bu yüzden.
Böylece hafta sonu bitti. Yarın yine pazartesi nidaları eşliğinde uykuya gidiyorum. İyi haftalar herkese...

11 Temmuz 2008 Cuma

Dün akşam !!

Dün akşam artık gelenekselleşen buluşmalarımızdan birini yaşadık . Nalan'ın gelmesi ile senede 2 defa toplanır olduk. Nalan, Lale abla, Nurdan , fasulyeden blogcu Zuz. Aslında gruba Ebrucuk da dahil ama o kuşadasında tatilde. Telefonla katılım sağladı. Bu sefer Lale Abla'nın kızları Nazlı ve Gamze'de aramızdaydı.
Bu sefer ki toplantı mekanımızı bizim evdi. Car car her konudan konuşup, planlar yaptık. Nalan'ı mutlaka trene bindirmeye karar verdik. Ordan burdan konuştuk. Utanarak itiraf ettim ki ben evde dördüncü defa çay demledim. Neyseki Lale abla ve çay uzmanı Nalan'ın onayından geçtim.
Ama ben kahveciyim eğer isteselerdi starbucks'a taş çıkartacak kahve seçeneklerini dökerdim ortaya.Çok çabuk bitti daha konuşacak çok şey vardı. Gece herkes gidince iyi ki blog yazaya başlamışım dedim. Kazançları öyle güzel ki...
Bir de Lale Abla'yı tebrik etmek istiyorum. 2 tane pırlanta yetiştirmiş. Bir öğretmen bir de öğretmen to be fıstık gibi 2 kız. Zaman zaman kızlar hakkında yazılar yazıyordu ama onları tanımak çok keyifli oldu. İyi ki geldiler.Gamze'ye çifte teşekkür uzun yolları aştığı için :):):) İler de çocuğum olursa öğretmenleri Nazlı ve Gamze olsun. Başka bir şeye gerek yok. Öğrencileri gerçekten çok şanslı...

Çok teşekkür ederim herkese !! İyi ki geldiniz!!

ps: Nalan'ın getirdiği içkiyi ikram etmeyi unuttuğum için tekrar geleceksiniz. Bu sefer ekmeyi de yemek bitince sofraya getirmeyeceğim söz !!

10 Temmuz 2008 Perşembe

Bir buluşma

Sabah sabah çıkıp kendimi Beşiktaş'a giden vapurda bulunca keyfim pek yerine geldi. Hele açıkda yüzüme kimse sigarasını üflemeyince midem de bulanmadı. İskelede indiğimde nerede buluşacağımızı okumayı unuttuğumu farkettim. İyi ki cep telefonu var. Lale Abla'yı arayıp nerede buluşacaktık biz çığlığı attım.
Sütiş'i sora sora özsüt'ü bulduk :). Önündeki tek masada oturan kişi Ece'ninbalkonuymuş. Lale abla olmasa ben içeri girer bir kaç masa gezerdim. İlk masaya sormazdım. :):):)Tam yerimize yerleştik ki Nalan'da geldi.
Nalan'la senede 1 kere görüşsek de topu topu birbirimizi bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar görsek de sanki upuzun bir zamanı paylaşıyoruz gibi geliyor. Lale abla ile zaten akraba gibi olduk. :):) Bu blog buluşmalarının büyüsü ilk gördüğün andan itibaren kırk yıldır tanıyormuş sıcaklığına ulaşıyorsun. Yazıların büyüsünden sanırım. Oradan buradan sürekli konuştuk. Yazılardan tanıdığın kişi kanlı canlıda aynı olunca pek keyifli oluyor. Ece bize dikiş makinesi ile yaptığı cicilerden getirmiş, öyle güzeller ki.
Bazen hayattan molalar alıp sonra devam etmeyi seviyorum. Rutini kırmak gibi. Dün de o günlerden biriydi. Bir de Vedat haklıymış ben işe bir kaç saat geç gidince hayat durmuyormuş ...

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Durumlar

Yaz akşamları uzun uzun ya şimdi. Ben en çok balkonda püfür püfür oturmayı seviyorum bu sene. Okuyorum, yazıyorum ve tadilat planları yapıyorum. Bir de harekete geçsem.
Yaz ritüellerim bu sene hala başlamadı. Sabahları sahile gitmeler, yürüyüşler, akşamları dondurma turları, adaya yemeğe kaçmalar, bahçe sinemaları, upuzun akşam yemekleri...
Önce beynimin içindeki kararlar yerlerine otursun, hindi gibi düşünme seanslarım bitsin hepsine sıra gelecek biliyorum.
Hem mavi hem siyah hem kırmızı hem bembeyaz hem metalik hem hem başka şeyli mutfak isteyen ama aralarından karar veremeyen bir insanın sevgilisi olmak zor olmalı. Siz ona sabır dileyin. Ben banyo isteklerimi sıralayacağım daha...

3 Temmuz 2008 Perşembe

Y.A.P. Yaşamı Anlamlandırma Projesi



Hayat çok hızlı olmasına rağmen her sabah uyanıp bugün herşeye tam zamanında yetişiyorum diyorum. Sonra saate bakmayı bırakıyorum. Spora oradan işe, oradan iş sonrası aktivitelere hiç çabasız zamanında yetişiyorum. Boşuna bunca zamandır geç kalıyorum, zaman yetmiyor stresi yaratmışım.

Şimdi sırada ben herşeyi tam ve zamanında hatırlarım cümlesi var. Sürekli birşeyler unutmaktan korkuyorum. Benim işim detaylara ve problemleri ön görmeye dayanıyor. Eğer herşeyde 2 adım önü görürsem tıkır tıkır ilerliyor. Yoksa sinir, stres basıyor. Ben hep bişeyleri unutmaktan,atlamaktan korkuyorum. Bu yüzden minik kağıtlar, post itler, defterler doluyor. Meşhur listelerim var bir de. Yine de bazen panik oluyorum. Bunu da bir çözsem ...

Bu aralar herşeye vakit ayırırken Y.A.P bloğuma'da vakit ayırmak istiyorum. Daha sık güncellemek, içeriği zenginleştirmek istiyorum. Uzun zamandır onun reklamını buradan yapmamıştım. Eğer hala bilmeyen varsa diye işte Yaşamı Anlamlandırma Projesi


2 Temmuz 2008 Çarşamba

Haftalık notlar


Ne çok zaman olmuş yazmamışım... Neler neler yaptım :)

Cumartesi günü İstinye Parka alışverişe gittik. Deniz ve Oya ablayla. Bu sene size de oluyor mu bilmiyorum ama ben dükkanlara gir çık bulamıyorum. Herşey çok pazar malı gibi geliyor. Bu yüzden bütün yaz siyah atlet kot ile geçiyor. Benim şikayetim yok :)
Ama iş ayakkabıya gelince buldukça buluyorum. Hatta hepsini almak istiyorum seçemiyorum.
İşte bu yüzden Cumartesi günü yine elimde yukarıdaki ayakkabı ile döndüm eve. Yatırımlarımı ayakkabıya ve wii'ye yapıyorum ilerde hepsi para edecek bakın görün :)

Pazar günü hiç evden çıkmadım. Çok sıcaktı çünkü. evde televisyonun karşısında kendimi şarj ettim. Vedat geldi. Yeni keşfimiz fish of north'dan balık söyledik. Evde balık keyfi için ideal.
Balık çorbası, garnitür bezelyeli soğanlı patatesi ve sebzeleri tabii ki balıkları harika. Daha yerini gidip görmedik ama eve çokça istettik. Özellikle ben zencefilli ballı somon balığına bayılıyorum. Siz ben öyle şeyler yemem derseniz dağ kekikli somon balığı da isteyebilirsiniz. Mecdiyeköy ve kozyatağı şubeleri var.
Bu hafta bahçe sezonunu açtık. Geçen hafta bahçede küçük bir fish of north partisinden sonra Pazartesi akşamı kocaman bir aile yemeği yedik. Eskiden yeniden konuşup Metehan'ın konseri eşliğinde çok keyifli zaman geçirdik. Metehan sosyalliği ile bana çekmediği kesin ben o yaşlarda annemin eteğinin arkasından bakardım hayata.
Yaşam çok garip annenin eteğine yapışık başlıyorsun hayata sonra aile ortamlarından koşarak kaçıyorsun sonra bir yaşa gelince burada benim yaşım oluyor o bir yaş en keyifli zamanların aile ile geçtiğine karar veriyorsun. Kocaman masanın çevresinde ailecek bir şarkıyı paylaşmanın keyfi tüm haftaya yansıyor.
Bu ara bir sürü kitap okuyorum, çokça çalışıyorum, küçük krizleri atlatıyorum ve asıl yapmam gereken şeyleri yapmayıp sürekli erteliyorum. Herşey kendiliğinden olsun istiyorum. Akışa bırakmak böyle bir şey mi acaba?