10 Şubat 2008 Pazar

Rengarenk İstekler


Evde kullandığım yemek takımından sıkıldığımdan beri 2 kişilik takımlar alıyorum. Böylece 2 kişiden fazla olduğunda birbirinden değişik rengarenk sofralar kurabiliyorum. İnternette gezinirken yukardakilere rastladım ve bayıldım.
Hava buz gibi olsa da ben baharı özlüyorum.Havalar ısınınca, bahar gelince bir göl kenarında piknik yapmak istiyorum ve bunun içinde aşağıdakilerden biri ve kareli bir örtü şart.




İyi Ki Doğdun Ebrucuk!

Bugün ebrucuk'un doğum günü. İyi ki doğdu. İstanbul'u mesken edindi kendine bir iş bir de İstanbullu bir eş :):) bulursa tamam olacak. Bizim mahallede olması tercih edilir. Ben ona mahalle komşusu olmayı cadde de karşılaşmayı akşamları bir kahveye buluşmayı çok sevdim.
İyi ki doğdun Ebru!!!! Nice mutlu yıllara. Yeni yaşın sana koşarak gidecek bir iş ve aşk getirsin!!
Ebrucuk beni sobelemiş. İşte sobe geliyor.

EKRAN GÖRÜNTÜM YANİ MASA ÜSTÜ ;
İş yerinde boş mavi windows görüntüsü evde ise Toshiba'nın havuz kenarında bir kız görüntüsü. O kızı ben zanneden çok kişi oldu o ayrı. Ben neden masa üstümü özelleştirmiyorum acaba...
Yapmak İsteyip Yapamadıklarım
Aklıma taktığım herşeyi er geç yapma huyum var. Yapmak istediğim ama hala yapamadığım bir şey ise bir kitap yazmak :)
Hayatta En Keyif Aldığım Şeyler
Upuzun kahvaltılar, bütün gün evde oturup kitap kahve kurabiye 3'lüsü yapmak, Vedat'la dizi seyretmek, yeni şehirler keşfetmek...

Ben kimseyi sobelemiyorum ama isteyen yazabilir...

8 Şubat 2008 Cuma

eski yazı günü:Zeya sobesi

Yine eski yazı günü geldi. Kendini anlat sobesi okumayı en sevdiğim sobelerden biri. Bir anda taşların yerine oturduğu bir sobe. Bir sene önce yazmışım.

6/2/2007 - Zeya Sobesi
Kendini anlat sobesi kapıma dayandı öyle zor geliyor ki...
2 Erkek çocuktan 13 yıl sonra annem hamile kalınca ya hayırdır ya uğur'dur demiş ve adımı Uğur koymuşlar. Bu bana tüm hayatım boyunca yeni tanıştığım insanlara "evet biliyorum erkek adı ama ben kızım ve adım Uğur" repliğini tekrarlama mecburiyeti bırakmıştır.Bir de Uğurböceklerine karşı bir yakınlık. Zeynep Kamil de doğduğum için göbek adım Zeynep bu durumumu en azından resmi işlerde kurtarır.Askere çağrılmamı engelledi mesela. Eskilerde bana Zeynep diyenlere bön bön baksamda artık bu isme alışma eğilimi gösteriyorum. Zeya'da bu isimle soyadımın ilk harfinden geliyor zaten...
İlkokul ve lise boyunca tüm gittiğim okullardan nefret etme eğilimi gösterip her sabah bulantılar eşliğinde okula giderdim. Hani derler ya lise yıllarına geri dönsem. Benim için bir hayal değil bir kabustur. Ama üniversite için aynı şeyi söyleyemem.Marmara Üniversitesi İktisat bölümü devam mecburiyeti olmadığı için sanırım bana pek bir eğelenceli geldi. Zaten halen en iyi arkadaşlarım üniversite arkadaşlarımdır.
Üniversite sonrası okumaya doyamayıp pazarlama eğitimi alma amacıyla macera dolu Amerika günlerine başladım. Bu serüveninin ilk haftasında üst üstte binilen rollercoasterlar sayesinde kulak içi denge sistemim bozup yaban ellerde hastanelere düştüm. Böylece dengesizliğim Amerikalılar tarafından belgelendi. Kaybettiğim dengemi ve kendimi bir lisan bir insan diyerek kaçtığım pardon gittiğim Floransa'da buldum. Ancak hala en ufak baş dönmesinde panik yaratan, kendi kullandığı arabadan başka arabada yeşil olup kusan bir insan haline geldim. Henkel Kozmetik Pazarlama, kendi işini kurma ve hayatının dersini alma sonrasında ev kızı olmaya karar vermişken İspanyolca kursuna yazılmaya gelip yurtdışı eğitim danışmanı olarak işe başlayarak tüm çevreme iş aramazken iş bulan insan şoku yarattım. 4 senedir de her sabah işe koşarak gelmenin keyfini çıkarıyorum. (Cidden koşarak evden 5 dakika sürüyor)
Bu arada 2001 yılbaşısında Deniz'in bana bu yıl torunlarının dedesiyle tanışacağın yıl olsun diye yazdığı kartı pek ciddiye alıp o yıl bitmeden Vedat'la tanıştım. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine doğru ilerliyoruz. Eğer Fenerbahçe bir engel çıkarmazsa :):) 60 yaş günümüzü birlikte kutlamayı planlıyoruz.
Bir de son olarak eğer bir gün karşılaşırsak beni sol elimin üzerindeki Uğurböceği dövmesinden tanıyabilirsiniz. Metehan'ın deyimiyle o benim markam...
Ben de Mutfaksolistiyle Mitsuko'yu sobeliyorum eğer hala sobelenmedilerse...
ve şimdi bu yazıyı hiç okumadan yolluyorum. Okursam o eksik bu fazla diye akşama kadar yollayamayacağımı biliyorum çünkü...

ps: Bu yazıma bir yorum da Sevgili Esra (büyüleyen mutfak kokusu yazmıştı. Şimdi okuyunca susup kaldım. Nur içinde yatsın...

8/2/2007 - MERHABA
Yorum yazarı: buyuleyenmutfakkokusu
ZEYACIM OKUDUM BİR SOLUKTA SENİN SOBENİ VE DEDİM Kİ KENDİME BİTİNCE UMARIM BİR GÜN ELİNDE UĞUR BÖCEĞİ TAŞIYAN BU KIZI BEN DE GÖRÜRÜM UÇ UÇ BÖCEĞİM ESRA SANA GÜZEL BİR DOSTLUK ALACAK (UMARIM) SEVGİLER BURAYA KADAR SENİNDİ ŞİMDİ ANNECİĞİNİ ÇOK ÇOK ÖPÜYORUM ONA İYİ BAK O DA KENDİNE İYİ BAKSIN :):):)

7 Şubat 2008 Perşembe

Çocuk Kitapları Topluyoruz

Sunay Akın'ın anlattığı çok sevdiğim bir hikaye vardır. Babası çocuğa pazar günü hayvanat bahçesine gitmek için söz vermiş ancak pazar günü televizyonun karşısında oturmak daha rahat gelmiş. Oğluna gazeteden çıkan dünya haritasını parçalara bölüp vermiş bunu doğru olarak birleştirirsen hayvanat bahçesine gideriz demiş. Nasılsa akşama kadar tamamlayamaz düşüncesiyle rahatça koltuğuna kurulmuş. 15 dakika sonra çocuk bitti baba hadi gidelim demiş. Adam bir araya gelmiş haritaya bakarak nasıl yaptığını sormuş. Çocuk da arka sayfasında bir adam resmi vardı adamı düzeltince dünya kendiliğinden düzeldi demiş.

İnsanları düzeltmenin en etkin yolu çocuğu eğitmekten geçiyor. İmkanı olmayan çocukların daha iyi imkanlarda okumaları iç dünyalarını kitaplarla zenginleştirmeleri için yine bir kitap kampanyası başlatıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığından onaylı ilköğretim okuma kitaplarını topluyoruz. Bu seferlik sadece çocuk kitabı ve kırtasiye malzemesi (defter, kalem, silgi vs) topluyoruz.

Bunun için siz neler yapabilirsiniz?

-Eğer evinizde okunmuş çocuk kitapları varsa onları gönderebilirsiniz.
-Yeni kitap satın alıp gönderebilirsiniz. 1 tane bile olsa damlaya damlaya göl olur.
-Bloglarınızda ve mail listeleriniz de bu duyuruyu yayınlayabilirsiniz.
-Farklı fikirlerinizi benle paylaşabilirsiniz.


Ben kendim göndermek istiyorum veya İstanbul dışında yaşıyorum diyenler bana mail atarlarsa okulların adreslerini verebilirim.
İhtiyacı olan her okulda birer kütüphane kurulsa ne güzel olur değil mi?


İletişim:
Kazım Karabekir Paşa Kültür Merkezi
İlgili kişi: Turhan Menlikli
Kazım Karabekir Sok.no:8 Erenköy İstanbul
Mail: uayas@hotmail.com

Şimdiden herkese çok teşekkür ediyorum çünkü bu konuda hepbirlikte harikalar yaratacağımızı biliyorum.

5 Şubat 2008 Salı

Deli miyim neyim?

Her insanın sinir olduğu küçük bişeyler vardır. Bir anda beni delirtebilen ufacık şeyler. İşte onlardan bir kaçı...

1) Maillerde v yerine w yazılması. Ne yazarsa yazsın soğuyorum okumuyorum. İsterse en önemli mail olsun. Umursamıyorum.
2)Telefonlarını kendileri aramayıp bağlatan insanlar. Telefonu açıyorsunuz birisi bir dakika diyor ve bekliyorsunuz. Ben çat diye kapatıyorum telefonu 2 saniye bile beklemiyorum. Gıcık mıyım evet.Ama bilen var mı insanlar neden kendi telefonlarını açmazlar. Haklı bir durumları varsa artık kapatmayacağım söz.
3)Alışveriş yaparken dibimde biten ve her baktığım ürünün bir de şu rengi var, bir de düz yakalısı var diye açıklama yapan tezgahtarlar. İlk bakışımdan sonra anlaması lazım açıklama istemediğimi ama koşarak kaçıyorum öyle yerlerden.
4)Hiç igilenmeyip birbirleriyle kavga eden, dedikodu yapan tezgaharlar. Dükkana müşterimi girdi eşek mi girdi umursamayanlar. Geçenlerde cadde de bir oyuncakçıda iki satış görevlisi frizbi oynuyordu tezgahların arasında sinip kaldım. Suratıma frizbi çarpması en korktuğum şeydir.Nefret ederim o oyundan zaten. Avaz avaz bir durun ben geçeceğim diye bağırdım da durdular. Garip olaylar hep benim başıma mı geliyor. Bana da yaranılmaz ilgide istemem ilgisizlikte işleri zor valla.
5) Bir de kanka olduğum çiçekçilerin önünden çiçek almadan geçme stresi var. Tanımasınlar diye peruk falan takacağım yakında. İnsan her seferinde çiçek alamaz ki. ayda yılda bir kez belki. Caddedeki bilimum çiçekçiler ben geçerken abla al diye elime tutuşturuyorlar.
Her seferinde bir bahane. Deli miyim neyim strese giriyorum. Birde bunun meyveci, enginarcı, versiyonları ve selpakçı çocuk olayları var. Anlatsam içiniz bayılır.
6)Restoranlarda yemeğin yanlış gelmesi. 10 kişilik masada hep beni bulur ama neden mutlaka yemeğin bir yerini değiştirip insanların kafasını karıştırırım. Üzerine başka sos, yanına patates değil domates gibi istekler yüzünden yanlış yemek yerim.
7)Dolmuşta orta sıraya oturmak ve milletin parasını vermek. Zaten düz otururken midem bulanır bir de sağa dön para sola dön para bir gün para üstü yerine birinin üzerine çıkaracağım.
Hep en arkada otururum. Hatta yan dönemem en son Ebrucuk'a açıklama yaptım. Kızcağız konuşurken kafam önümdeydi yol boyunca küstüm sanmasın diye.
8)Kaldırımı boydan boya kapayıp sohbet edenler ve yol vermeyenler. Delirtirler beni. Benim bir üst modelim Vedat alışveriş merkezlerinde alışveriş arabalarıyla yolu kapatanlara delirir. Çarpışan araba kullanır gibi çarpar millete asabi asabi. Tencere kapak gibiyiz işte...
9)Sinemada konuşanlar ve çat çat mısır yiyenler. Özellikle cep telefonunu kapamayanlar. Sürekli dönüp bön bön bakarım filmi falan kaçırırım. Bu yüzden evde film seyretmek gibisi yok.
10)Trafikte yerli yersiz korna çalanlar. Özellikle yeşil ışık yanar yanmaz. Önlerine geçip yavaş yavaş gidesim gelir. Hatta durup ne var ne oldu diye sorasım. Kırmızı ışıkta en önde duran insan bazen dalarmış o yüzden o kornalar yararlıymış derler. Ben bilmem sinir olurum...

Var mı sizinde delirdiğiniz ufacık bişeyler?

4 Şubat 2008 Pazartesi

Hafta Sonu

Bahar gibi bir hafta sonu buz gibi soğuktan sonra iyi geldi. Bol bol sokaklarda özellikle deniz kenarlarında vakit geçirdim. İçim açıldı.
Bugün de hava harikaydı. Bahar çabuk gelsin. Şöyle güneşin altına oturup keyif yapalım istedim.
Pazar günü Vedat hasta olduğu için evde koca karı ilaçlarımı onun üzerinde deneyerek geçti. En son zencefilli çaydan sonra kendimi çok iyi hissediyorum eve kadar koşabilirim diye evine kaçtı.
Ben daha burun açmak için annemin reçetesi tuz çekme olayına girecektim.
Bir de maç varmış dün. Ben de maç saatlerini kızkıza değerlendirdim. Pazar günü Ebrucukla karşılaştık yolda. Artık bizim mahalleli oldu. Gitmesin İzmir'e.
Hafta sonu tavsiyem Suadiye Va Piano'da Rokalı, permesanlı pizzadır. Bir de içinde yeşil elmalar olan salata, karedesli olabilir.
Yarın Milyonuncu kez Power Plate'e başlıyorum. Bu sefer 5 haftayı bitirmeden bırakmak yok. Göreceğiz bakalım.
ps: Gazete okumak, TV seyretmek istemiyorum. Bu dönem bitecek di mi?

1 Şubat 2008 Cuma

2 resim arasındaki 25 fark


Yukardaki 2 resim arasında sizece kaç fark var?Neredeyse 25 kilo fark var. Eski yazı günü geldi. İşte eskilerden kilo özgeçmiş yazım ama bu sefer resimli. İnanılır gibi değil di mi??? Hala kilomu koruma savaşları sürüyor tabii.

23 Mart 2006 Kilo Özgeçmişi
Bu hafta diyetisyenimden mezun oldum.Yaşasın.ama bu sağlıklı beslenme durumunu pek sevdim.Diyet yaptığımı farketmeden kilo verdim. Eğer zorlanmadan kilo vereceğiniz bir diyetisyen arıyorsanız size Sevinç Akdur'u kesinlikle öneririm.
Yine alıştığım biçimde beslenmeye devam ediyorum. Miğdem hiç bulanmadan 2 ay geçirdiğim için çok mutluyum. İstediğim kıyafetlere girebildiğim için de.

Ben küçükken çok zayıfmışım.Hatta hatırlıyorum annem bir gün beni giydirirken panik olmuş doktora koşmuştuk.Belimin iki yanında çukur var diye.Doktor zayıflıktan demişti annem ki doğum kilolarını hala verememiş etine dolgun bir anne olarak bayağı utanmıştı.

Bu tok evin aç kedisi olaylarım bayağı sürdü.Kollarım ve bacaklarımda gıda eksikliğinden pütürler bile çıkmıştı annem deliye dönmüştü.Bana 2 lokma yedirmek için tüm mahale madara olurdu.

Sonra ne oldu bilmem bir anda bir değişime girdim.12 yaş civarı dümdüz olan saçlarım telefon teli gibi kıvrıldı. Bir de balık eti bir yaşama başladım. Yazları sporla kilo verdim, kışları aldım.Boyum beni kurtardı hep.
Sonra Amerika maceram başladı. Orada anormal büyük boy fast foodlarla beslendim.Özledim hamburger yedim, sevindim tatlı yedim. Ağladım kurabiye yedim. Hep yedim.
Blogcu Hopeandfaith iyi bilir orada aynı evi paylaştığımız için :) Ve havaalanında annem beni zor tanıdı. Gittiğimden neredeyse 20 kilo fazlamla geri döndüm. Yuvarlanarak.Bacağından şişirilmiş koyun gibiydin diyor şimdilerde...
Sadece bir eşofmana ve bir elbiyeye sığabiliyordum ki o elbiseyi saklıyorum. Bir kaç sene şişko patates gezdikten sonra bir diyetisyene gidiverdim. 6 ayda 20 kilo verdim. Sonra 4 sene bu kiloda kalmayı (+1,2 kiloyla) başardıktan sonra şimdi yaklaşık 5 kilo daha vererek hayatımın en ince haline adım atmış bulunuyorum.
Tabii kemiklerim iri olduğundan hiç bir zaman çok ince sıska tabir edilenler gibi olamayacağım. Ama bu halimden de oldukça memnunum. Ben en kilolu halimle bile kendimden mutluydum ya o ayrı mesele.
Bu yazının ana fikri: kilo vermek imkansız değildir.Yeter ki gerekli sabır ve irade gösterilsin...

http://zeya.blogcu.com/386414/

ps: Yukardaki hopeandfaith artık Ebruy