21 Kasım 2007 Çarşamba

Londra 2007


Londra yolculuğumuz macera ile başladı. Şiddetli lodos'a rağmen kendini bilmeden boyundan büyük 2 bavulla deniz otobüsüne binersem olabilecekler aslında hiç süpriz değildi. Uçağa içim dışıma çıkmış halde bindim. Annem hiç düzelmeyeceğim sandı çok korktu. Neyseki uçak yolculuğu rahattı. Freeshopun ve İşbankası Millenium Lounge'ın pek tadını çıkaramadım.
Gece yarısı Londra'ya vardık. Annem inatla şöförün koltuğuna oturmaya çalıştı şaşkın bakışlar altında ters trafik olduğunu hatırladık.
Otelimiz Tower Bridge manzaralıydı. Bizim odamız teknelerin demir aldığı küçük bir koya bakıyordu. Çevresinde tekne ile açılanların alışveriş yapacağı küçük dükkanlar ve kafeler publar vardı. Otel çok merkezi omasa da çevresi oldukça keyifliydi. Sabah ve akşamları bol bol otel çevresinin keyfini yürüyüşlerle pub kafe gezmeleriyle çıkardık.
İlk gün annem bir toplantıya katıldı ben Londra sokaklarına attım kendimi. Önce Design Museum'a gittim. Otele yürüme mesafesindeydi. Gezdiğim sergileri ve müzeyi daha sonra anlatacağım. Zaten Londra gezisi bir çok ayrı yazı haline gelecek.
Sonra da Covent Garden'ı ve Soho'yu gezdim. Aylak aylak sokaklarda dolaşarak dükkanlara girip çıkarak aaa Denizle buraya da gelmiştik diye kulaklarını çınlatarak günü geçirdim. Akşam annemlerle Sofra Türk Lokantasında buluştuk. Harika bir yemek yedik. Özellikle mezelerin geldiği tabak çok güzeldi ama Türkiye'den gelip Türk yemeklerinin resmini çekmeye utandığım için resim çekemedim. Sofra Restoranlar grubunun Londra'da bir çok Türk Restoranı var. Dolup taşıyor boş ver zor bulunuyor. Gurur duyduk tabii.
Ertesi gün benim okul ziyaretlerim başladı. Annemi iki katlı gezi otobüslerine bindirip gündüzleri toplantılara girdim, akşamları bir yerler de buluştuk restoranlar keşfettik, noel ışıklarını seyrettik, biraz alışveriş yaptık.
Bir gece yarısı ikide yangın alarmıyla uyandık. Ne yapalım diye odada dört döndük. Ben sürekli kapıdan kafamı çıkartıp yan odadaki kadınla bakıştım ama hiç konuşmadık. Sonra bir adam "It's fire alarm we should go out" dediğinde pijamaların üzerine paltoları giyip yalnıyak ayakkabıları çekip elimizde çantalar ben asansöre koşarken annem beni yangın çkışına doğru çekti. Ben salak gibi dur tuvalete de gideyim falan dedim. 5 kat koşarak aşağıya indik, koşarak kısmına annem de katıldı. Bacağını test ettik merdivenden koşarak inebiliyormuş. Dışarı bir çıktık ki bütün otel dışarda belki 1000 kişi. Kimi pijamayla, kimi bornozla kimi takım elbise kravatla. Bir süre soğukta bekleştik içeri maskeli itfayeciler girdi. Ben bavulları da alsaydık keşke telaşındaydım. Sonra sadece dumanmış diye bizi içeri aldılar. Şaka gibiydi ama ciddi bişey olsaydı ben 5. katta mahsur kalanlar arasında olmaya adaydım sanırım.
Annemin konuşmasından ve ziyaretlerden önce bir gün boşumuz vardı. Notting Hill'e gittik. Londra'nın en sevdiğim mahallesi. Filmi görenler hatırlayacaktır. Adım adım dolaştık, harika yerler keşfettik. Bu da ayrı bir yazı olarak gelecek. Sonra Knightsbrigde'e gittik vitrin seyretmeye. Tam dönerken bir apartmanın önünde kuzenimle burun buruna geldik. Şaşkınlıktan kalakaldık. Çok komikti halimiz. Bizim geçtiğimiz anda işten yeni çıkıyormuş. Bunca sene İstanbul'da karşılaşmamıştık.
Cumartesi günü annemin konferansı bir okuldaydı. Katılım ve ilgi oldukça fazlaydı. Orada olmak, o insanların gözündeki ışığı hissetmek oldukça gurur vericiydi. Harika insanlarla tanıştım. Herkes kendi alanında mükemmel işler yapıyor. İngiltere'de ülkemiz çok güzel temsil ediliyor bunu görmek çok gurur vericiydi.
Pazar günü biz ayrılırken yağmur yağmaya başlamıştı yine bir yangın alarmı çaldı bavulları toplarken ama çabuk sustu. Oysa bu sefer çok hazırlıklıydım ben.
Harika bir hafta geçirdik anne kız. Londra defterim evde kaldığı için gezilmesi görülmesi gereken yerleri daha sonra yazacağım. Resimleri de birleştirip ekleyeceğim. Bu yazı bir ön yazı olsun diğer ayrıntılar pek yakında gelecek...

10 yorum:

Tanya's dedi ki...

Ahahaha..1000 kişi..ne komik bornozlu..takım elbiseli..o anlardaki alıksılaşmaları seviyorum ben cok..annenin dizine sevindim..bende istiyorum gitmek hadi bakalım...

zeya dedi ki...

Tanya resim çekmek istedim ama insanlar beni döverler diye çekemedim. Böyle bir sahne kaçmazdı aslında...
Darısı başına...

Adsız dedi ki...

bu yazıya kayıtsız kalamadım... altı üstü 7 gün geçirsemde londra garip bir hissiyat uyandırıyor bende, hani treviye para atarak dilek dilersin ve mutlaka romaya bir kez daha yolun düşer ya... yeniden gitmeyi çoook istiyorum, eksik kalan nothing hill i gezmek için, ikinci el eşyacılarına uğraman için covent garden da sadece akşam yemeği değil koca bir öğleden sonra tüketmek için, richmond da daha fazla resim çekebilmek için, oxford da girilmedik mağazaları ziyaret için :) hatta heathrow da pasaportuma bakıp illa el bagajımı açmak isteyen aradığını bulamamış bir edayla suratını ekşiten polise çemkirmek için bile içimde büyük istek var :))nothing hill filmini izlemiştim ama aint no sunshine when she's gone fon müziği ile yazını okumak da eminim zevkli olur :)

pelinsworld

ebrucuk dedi ki...

Hosgeldiiinnnn :))

Yangin alarmi olayi beni pek eglendirdi :) siz de eglendiniz mi bilmem ama :)) pek keyifli gecmis ne guzeell....resimlerini bekliyorum ;))
opuyorummmmmm

cocuklacocuk dedi ki...

yazını başından sonuna kadar çok zevkle okudum, devamını merakla bekliyorum

lale dedi ki...

Zeyacım, yazını önce gülümseyerek okudum ama sonunda ağladım biliyomusun. Annemi özledim ben, onunla yaptığım her şeyi. Sabah kahvelerimizi bile.
nothing hill çok sevdiğim bir filmdir. Yolum bir gün oraya düşerse o kitapçıyı bile aramayaı düşünmüştüm. Kuzenine rastlaman bizim Zuz un Disneylandda iş arkadaşına rastmasına benziyor. Hemde aynı gün iki kez. Öptüm seni yazının devamını heyecanla bekliyorum

pirik dedi ki...

londra detaylarını merakla bekliyorum:) ne güzel bir seyahat, rengarenk...

iyotkokusu dedi ki...

Siteni yeni keşfettim...Yazıların çok keyifli...Londra gezisiyle ilgili yazın da çok eğlenceli bir yazıydı, okurken oradaymışım gibi hissettim ben de:)Londra benim de görmek istediğim yerlerden biri ve sen öyle güzel anlatmışsın ki bir ısınma turu oldu bana :) Yazının devamını ve fotoğraflarını merakla bekliyorum...

www.edasuner.com dedi ki...

Yani Zeyoşumm Londradan nefret eden her gidişin öff pöf yağmurdan bıktım diye içi sıkılan birine bile sevdirdin eğlendirdin ya ne diyeyim ben sana. Hadi birleş tonton resimler :)) Öperim arkadaşımı ben havalar ısınsın kaçırcam seni yemeğe bu kez

Desertwind dedi ki...

Zeya'cim, hosgeldin:)Annenle her gezinizde boyle komik olaylar basiniza geliyor mu, yoksa sen hayati keyifli kiliyorsun:)

Otelinizin manzarasini cok merak ettim, cok guzel olsa gerek.

Iyi ki geldin, kosturmali bir hayat mi var yine?